Çevrimiçi üyeler    
Çevrimiçi üyeler : 0
Çevrimiçi ziyaretçiler : 10
» Görsel Sanatçılar Ansiklopedisi » Çağdaş Türk Sanatçıları » Sanatçı Detayı  
Google Sitede
ÜNLÜ TÜRK SANATÇILARI
GÜNÜMÜZ TÜRK SANATÇILARI
ÜNLÜ YABANCI SANATÇILAR
SANATÇI
Tuncay TAKMAZ
 
«« Geri dön
 

TUNCAY TAKMAZ

(1975, İstanbul) 

 

Tuncay Takmaz 1975 yılında Şişli İstanbul'da doğdu. Resimleri ulusal ve uluslararası olmak üzere birçok özel koleksiyonda yer aldı. 1997 yılında bir grup arkadaşı ile birlikte Çekirdek Sanat Topluluğu'nu kurdu.

 

1999 yılında Çekirdek Sanat Dergisi'nin yayımlanmasına öncülük etti ve derginin editörlüğünü yaptı. Çekirdek Sanat Çağdaş Sanat Sergileri'nin genel koordinatörlüğünü yürüttü, birçok serginin tasarımını gerçekleştirdi. 2000 yılında kendi sanatıyla ilgili metnini Mehmet Ergüven'in yazdığı ilk katalogu yayımlandı, www.cekirdeksanat.com web sitesini oluşturdu ve editörlüğünü üstlendi. 2003-2004 tarihleri arasında askerliğini yaparken "Bu Bir Sanat Eylemidir" başlıklı mektuplar yayınlayarak bir dizi performans gerçekleştirdi.

 

2005 yılında Beyoğlu İstanbul'da "Çekirdek Sanat Atölyesi'ni kurdu. 2002-2005 tarihleri arasında yazdığı şiirler toplamından geniş bir seçkiyi kapsayan "Unutma Aşk" isimli şiir kitabı yayınlandı. 2006 yılında yaptığı seri resimlerden ve hakkında yazılan metinlerden bir seçkiyi kapsayan ikinci kataloğu yayımlandı. 2007 yılında üçünü kataloğu (Ekrem Kahraman ile birlikte) yayınlandı.

 

Sanatçının Atölyesi; Düşünce Kültür Sanat Seçkisi'nin Yayın Koordinatörlüğünü üstlendi, www.cekirdekshop.com adresinde online satış sitesi oluşturdu ve Çekirdek Sanat Yayınları'nı kurdu. 2006- 2007 yılları arasında yazdığı şiirler toplamından bir seçkiyi kapsayan "Okunmuyor Aşk" adlı ikinci kitabı yayınlandı. 2009 yılında Kirpi Şiir Dergisi'ni yayınladı, Çekirdek Film'i kurdu ve Durmuş Akbulut yönetmenliğinde "Dünyayı Değiştiren Ressamlar" "Sinemanın İlkleri",  başlıklı dizi belgesellerin yapımcılığını üstlendi, "Camgöz Kitap" adlı ikinci yayınevini kurdu.


KİŞİSEL SERGİLERİ

1996 "Değerler Yükselirken Kıtcsh Denemeleri" T. B. K. Merkezi, İstanbul
1998 "Renksiz Amerika" İstiklal Cad. Deva Çıkmazı, Beyoğlu, İstanbul
2001 Devlet Güzel Sanatlar Galerisi, Taksim
2001 Başak Sigorta Sanat Galerisi, İzmir
2001 Görüntü Sanat Galerisi, Adana
2001 Ares Sanat, İstanbul
2001 Uran Kültür ve Sanat Merkezi, İstanbul
2002 Akbank Sanat Galerisi, Ankara
2002 31+1 Tuncay Takmaz'ın Halleri, Taksim Sanat Galerisi, İstanbul,
2003 13. Sanat Fuarı, Beylikdüzü, İstanbul
2004 "Kataloglarınız Çok İşe Yaradı" Asmalımescit Balıkçısı, İstanbul
2004 İlayda Sanat Galerisi, Ankara
2004 Galeri Rengigül, Bozcaada
2004 Atölye Sergisi, Beyoğlu, İstanbul
2005 "Padişahım Çok Yaşa" İlayda Sanat Galerisi, İstanbul
2005 Art Forum, Ankara
2006 "Bağırdım Durdum" Galeri Artist Çukurcuma, İstanbul

2009 Kare sanat Galerisi, İstanbul 

Ekrem Kahraman sanatçının resimleriyle ilgili şunları söylüyor; Takmaz daha başından beri bir tür boşalım terapisi, kendinden geçme enerjisi ile resim yapıyor. Hatta yaşamı bile salt bu çizgiye çekebildiğinde yaşıyor. Resim yapma da bu çizginin vazgeçilemezi bir cinsel edim durumunda. Bu edimde öfke var, taşma, boşalma, içini dışına çıkarma var, bozma, dağıtma, gizleme var.

 

Takmaz'da resim yapma bir düşünme tasarlama etkinliği olmaktan çok bir tür "ter atma" ritüeli olarak baş gösteriyor. Bulduğu her yüzeye, tuvale, kağıda, yatak çarşafına, yemek tabağına, bir teneke parçasına her türden boya ile dövüşürcesine saldırış, söz konusu yüzeylerde çocuk acemiliğinde meçhul yüzler, iri gözler, akıntılar, püskürmeler olarak belirir. Geçmişin birikintilerinden bir dışavurum olarak gerçekleşen bu çala-sürüş portreler birden çok kişiye aittirler sanki. Bu kural dışı yüzler, her seferinde bir toplam bütün yüz olmak yerine, yapılış süreci ve nedenine dayalı olarak bir ayrıntının öne çıkmayı deneyen bir parçasına bağımlı, onun kesinkes iktidarı durumundadır.

Dünya ile aramızdaki ilişki her zaman tanımlanamaz bazen de genel geçer tanımlamalara uzak durur. Böylesi durumlarda kırılganlık ve saldırganlık duyumları yanyana bir birleşik cephe oluştururlar. Bu iki farklı uç duyumun yan yana kullanıldığı anlarda kullanılan enerji her zaman çapraşık sonuçlara yol açarlar. Tuncay Takmaz'ın resimlerinin oluşumunda bu çapraşık, pratik, bozulmalar, renk kargaşası vb. türü yarı çocuksu ifadeler biçiminde kimlik bulur. Bu sonuç aslında sanatçının ruhunun da çocukluğudur bir bakıma. Her nasılsa büyümüş fakat her çabaya karşın yine de hep çocuk kalmış...

 

Takmaz resmi büyüklük ile çocukluk arasında bir yerde duruyor. Yaramaz, uslanmaz enerji ile bir sonuç oluşturmaya ayarlı çalışma tarzı yüzeyde sürekli olarak birbirini bozup dağıtırlar. Resmin arenası bu yüzden sürekli bir gerginlik ve oluşma hamlığı içerisindedir. Takmaz resminin estetiği tam da bu hamlık üzerindedir. Takmaz'ın takar hale geldiği bir dünya-hayat oluşmadığı sürece onun resimleri de takmaz olarak devam edeceğe benziyor...

 

Ekrem Kahraman

 

"İRONİ"YLE  DOLUP TAŞAN BİR RESİM GÜNLÜĞÜ

 

Eğitim ve fırsat olanaklarının alabildiğine yaygınlaştığı bir dönemde, bilinen yol ve yöntemlerin hiçbirine iltifat etmeden "sanatçı" olmayı kafasına koymuş olmak, nasıl bir ihtiyaçtan kaynaklanırsa kaynaklansın, sonuçta, bunun bir tutku halinde yapılan işe yansımasıdır belirleyici olan. Sanat eğitiminin değişik açılardan tartışıldığı bir dönemde, eğitimsizliği bir ayrıcalığa dönüştürmeyi başaranlar, kimi zaman mesleğin profesyonellerini kıskandıracak işler ortaya koydukça, sorgulamanın rengi de değişebiliyor.

 

Lascaux ya da Altamira'nın isimsiz sanatçılarından bu yana geçen onbin yıllık sürece bakarsanız, bu konuda filmin neredeyse geriye sarmakta olduğu sonucuna bile varmak mümkün. Entelektüel anlamda sanat üretmenin, kendine özgü birikim aşamaları var kuşkusuz.  Bilinçli olsun ya da olmasın, bu birikimin her nasılsa dışında kalmış olanları, rastgele kullanılan bir etiketle "naif" ortak başlığı altında toplamak kolaycı bir yöntem olacağına göre, onları, kendi türlerinin  içerdiği değerler kapsamında düşünmek ve yorumlamak  daha doğru olacaktır.

 

Sanatta "özgün"lüğün sınırları da hem başladığı yerde bitmiyor, hem de o güne kadar türetilmiş olanların bütünüyle dışında olmak gibi katı bir çerçeveye de her zaman girmeyebiliyor. Ayrıca kullanılan malzeme ve teknikler de belirleyici olmaktan çok, sanatçının türüne göre değişen kategorik sınıflandırma modellerine göre değişebiliyor.

 

Özgün ve yaratıcı olma iddiası taşımamakla beraber, böyle bir iddiayı içinde gizleyen renkli ve uçuk resimleriyle, 1990'lı yılların ortalarından bu yana dikkat çeken Tuncay Takmaz, bohem görünüşü ve geçerli kuralları yıkma yönündeki yarı uysal yarı agresif tutumuyla, meslekten gelmeyen kişileri kapsayan bir sınıflandırma modeli içinde yer almıyor. Şiir yazıyor ve bir yayınevini yönetiyor.  Atölyesinin yer aldığı İstiklal caddesine, o caddenin renkli kalabalığına mensup bir kişi olmanın sağladığı olağan tepki içinde oluşturuyor resimlerini. Belki de bundan olacak, maytap fişeğinin patlamasına benzer bir coşku içinde küçük kâğıt parçaları üzerine çalıştığı resim ayrıntılarını, kolajlama tekniğiyle organik bir kompozisyon yapısına dönüştürüyor, kimi yerde bu parçaların sınırlarını dışardan yaptığı müdahalelerle belirli hale getiriyor, kimi yerde de kompozisyon gereği birtakım boya geçişleriyle bağlantılar kuruyor bunlar arasında.

 

Geçmiş kültürümüze ironik telmihlerde bulunduğu "Padişahım çok yaşa" dizisinde olduğu gibi, eski minyatürlerden aldığı detayları ya da çağdaş sanatın ikonlaşmış ustalarından aktardığı göndergesel yorumları, bu büyük boyutlu kolaj salvoları içinde değerlendiriyor. Karikatüre özgü ayrıntılar içermesi nedeniyle, onun bu çalışmalarını "ironik resim" bağlamında yorumlamak yanlış olmaz sanıyorum. Ancak Tuncay Takmaz'ın, bu kompozisyonları kurarken içten içe iğneleyici, bir anlamda da eğlendirici göndermelerde bulunduğu göz önüne alınırsa, sosyal mesajlara  açık bir yol izlediği de  söylenebilir. Uykuda görülen düşleri andırır yarı-gerçek görüntüler, farklı kalıplara sokulmuş ve gözlerini alabildiğine açarak hayretten donakalmış figür ağırlıklı yorumlarında, özellikle gerçek üstücü ressamlarda tanık olduğumuz bir tür "oneirizm"i düşündürür bize. Ancak ondaki bu eğilimin, bilinçli bir seçim değil, spontan bir yaklaşımın ürünü olduğu da unutulmamalı.

 

Atölyesinden söz ettiği bir şiirinde, çok yerinde bir deyişle atölyesinde yaptığı işlerini "mişli geçmiş zamanlar defteri" olarak tanımlıyor. Olan bitenin, yaşanan olguların peşinden bakıyor çünkü, onlara ağıt düzerek, daha çok da onların arkasından  "ala ala hey.." çekerek...

Tuncay Takmaz'ın  renkli karalamalardan ve resim  notlarından büyük tuvallere aktardığı kompozisyonları, alaycı bir günlükler yığınıdır deyim yerindeyse. Bu günlükleri "okumak" isteyenlerin, ellerinde bir de görsel sözlük bulundurmalarına gerek yoktur.

 

Kaya Özsezgin