Çevrimiçi üyeler    
Çevrimiçi üyeler : 0
Çevrimiçi ziyaretçiler : 19
» Görsel Sanatçılar Ansiklopedisi » Çağdaş Türk Sanatçıları » Sanatçı Detayı  
Google Sitede
ÜNLÜ TÜRK SANATÇILARI
GÜNÜMÜZ TÜRK SANATÇILARI
ÜNLÜ YABANCI SANATÇILAR
SANATÇI
İbrahim KOÇ
 
«« Geri dön
 

İBRAHİM KOÇ
(1978, Mersin)

 

1978 Mersin

2002 Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Yüksekokulu Pazarlama Bölümü

2004 Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü

2006 Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel bölümü

2008 Mimarsinan Güzel Sanatlar Üniversitesi  Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans ve 

2009 yılı itibariyle Avrupanın bazı ülkelerinde Sanatsal araştırmalar yapmaktadır.

 

KİŞİSEL SERGİ, PROJE VE SEMPOZYUMLAR


2010 "cda@play" Casa Del Arte Project Galeri, İstanbul'

2009 "Klasik" Kuratör, Ali Şimşek - Daire Sanat, İstanbul 09

2009 Tüyap Sanat Fuarı - Karşı Sanat Çalışmaları ve Cihangir Sanat, İstanbul 09

2009 "86/86" - Kuratör, Beste Gürsu, Taksim Sanat Galerisi, İstanbul 09

2009 "H.Y.L.T - My mame is Casper" - Karşı Sanat, Sümerbank, İstanbul 09

2009 1. Karabük Metal Heykel Sempozyumu, Karabük 09

2009 "İktidar" Heykel Sergisi, Art Show Sanat Fuarı, Galeri Terakki, MKM- İstanbul 09

2009 "Pembe Düşler" 12 Eylül dönemi kısa film Sanat Yönetmenliği, istanbul 09

2009 DTGSYO ve MÜGSF Mezunları Sergisi, MÜGSF Sanat Galerisi, Acıbadem- İstanbul 09

2009 "2008'den Esintiler" Karma Heykel Sergisi, Galeri Binyıl, İstanbul 09

2008 "12 Çağdaş 12 Ağaç" G-Art  Galeri, İstanbul 08

2008 "Ölü Doğa" Kişisel Heykel Sergisi, TAÜD Galeri, İstanbul 08

2008 Teneffüs-Beklenmedik bir sergi - Moda caddesi, İstanbul 08

2008 "Karışıkgereç" Heykel Sergisi, Büyük Ada - İstanbul 08

2008 Savaşa hayır konulu enstalasyon çalışması. Gepgenç festival - Santralistanbul, İstanbul 08

2008 3. Uluslararası Ankara Üniversitesi Resim ve Mermer Heykel Sempozyumu 08

2007 Çukurova Üniversitesi Heykel Yarışması Sergisi Adana O7

2007 "1'nci Beyoğlu Oku-Yorum Kitap Festivali" Sanat Yönetmenliği,  İstanbul 07

2006 Oku-Yorum konulu bir ay süreli enstalasyon çalışması,İstiklal cad. İstanbul 06 (700x 180 cm çap büyüklüğünde cam fanus şeklinde Galata kulesi maketi tasarım ve yapımı )

2006 "Atatürk büstü ve kaidesi" tasarım ve uygulaması- Kazanlı Belediyesi, Mersin 06

2006 "İsmet İnönü büstü ve kaidesi" tasarım ve uygulaması- Kazanlı Belediyesi, Mersin 06

2006 "Kurtuluş savaşı rölyefi" tasarım ve uygulaması- Kazanlı Belediyesi, Mersin 06

2006 "Tatar Çölü" Enstalasyon çalışması  (Dino Buzzati'nin "Tatar Çölü" isimli  romanından),06

2006 "Dışına Taşan Estetik" Sergisi MÜGSF Sergi Salonu 06

2005 MÜGSF bölüm Sergisi, Rektörlük Sergi salonu  05

2005 Plastik Sanatlar Toplulukları Sergisi, 05


ESERLERİNİN YER ALDIĞI ÖNEMLİ KATALOGLAR VE YAZILAR

 

* ARTİST dergisi Ocak 2010 Sayısı s32 - 35 "İKTİDARIN İMGELERİNİ TERSYÜZ ETMEK" Fırat Arapoğlu

* HYLT-My name is Casper Sergisi katoloğu Karşı Sanat Çalışmaları Katoloğu

* Art İstanbul Sanat Fuarı Katoloğu

* 3. Uluslararası Ankara Üniversitesi Resim ve Mermer Heykel Sempozyumu katoloğu

* "İktidar" Heykel Sergisi Katoloğu," İbrahim Koç heykelinin estetiği" Ümit Gezgin

* "Klasik"  sergisi katoloğu, Kuratör, Ali Şimşek - Daire Sanat

* 1. Karabük Metal Heykel Sempozyumu katoloğu

* "Ekimgeçidi" sergisi katoloğu"

* "86/86 Cumhuriyet sergisi katoloğu"

* MÜGSF Mezunlar Sergisi Katoloğu, MÜGSF yayınları


ÖDÜLLER


Türk Eğitim Vakfı Heykel bölümü başarı ödülü, 2006

 

 

İBRAHİM KOÇ HEYKELİNDE YENİ BİR SERÜVEN

Günümüzde başarılı bir sanatçı, çoğu zaman, geçmiş ve bugün arasındaki çelişkileri netlikle görebilmesi ve bu çelişkileri istikrarlı bir biçimde irdeleyerek, topluma yeni okumalar içerebilecek işler üretmesi ile tanımlanıyor. Bu tanım ekseninde çalışan sanatçı ise üretimleri ile bilgi aktarımında bulunmalı ve izleyicisi ile olan etkileşimini sadece estetiksel değil, düşünsel olarak da geliştirmelidir. Ancak bu biçimde üretilen sanat işi hem kendisi dönüşür hem de izleycisini dönüştürür.

 

İbrahim Koç heykelleri, ilk görüşte izleyicisini, ekspresyonist bir tarz ile karşılamaktadır. Ama sanatçı bununla yetinmemekte, aksine iletisinin aktive olması için heykeller ile uzun bir alımlama sürecine girilmesini arzulmaktadır. Tabii bu arzusunun ilk deneyim alanı kendisidir; sanatçı bilinçli olarak üzerinde çalıştığı yeni deneysel yaklaşımları bizatihi bilinçli olarak yaşamakta ve içselleştirmektedir. Bu nokta çok önemli, çünkü oradan oraya savrulan ve belirli bir ideolojide değil de, estetik "modalar" ekseninde sürüklenen sanatçılar, çoğu zaman sanat tarihinde, kendilerine hiçbir statik yer bulamayacaklardır. İbrahim Koç ise, sadece eleştirmen/sanat tarihçisi yargısına bırakmadan, kendi geleceğini çok erken dönemden kurgulamak gibi bir strateji ile yola koyulmuştur. Belki de çıkış noktası olarak kendisine sorduğu soru şu olabilir: Sanatsal kaygılarımı ben öncelikle farkedip, sorgulamazsam; ikinci adımı ne olabilir ki?

 

İbrahim Koç  2005'ten bu yana bir çok kişisel ve karma sergide boy gösteriyor. Ben Koç'un çalışmaları ile ilk karşılaştığımda, açıkçası yazıma değer bulmuştum ve ardından da son dönem heykelleri üzerine bir makale kaleme aldım. Tabii, sadece pozitif değil, öznel yargılarımdan oluşan bir değerlendirme ile bunu yapmıştım. Şimdi ise böyle bir proje ile ilgili olarak yazı yazarken, hala çalışmalarını yakından takip ettiğim sanatçı ile ilgili tespitlerimi paylaşmak istiyorum.

 

İbrahim Koç heykelinin öncelikle malzemesel açıdan doğru değerlendirilmesi gerekiyor. Çünkü bu hem sanatçının potansiyelini gösterecek hem de metal, mermer ya da karışık teknikle üretilen işlerin geniş skalasını sunacaktır. Ancak bu şekilde, son döneminde ağırlıklı olarak üretimlerini metal malzeme ile oluşturduğu yargısına netlikle ulaşılabilir. Tematik bütünlük açısından düşünüldüğünde de üretimlerini mümkün olduğunca bütüncül bir bakış açısı ile yorumlamak gerekiyor, çünkü bu çalışmalar eğlenceli veya seyirlik bir üretimden çok daha fazlasını barındırıyor.

 

Sanatçı son dönemde, ürettiği devasa/küçük metal hayvan heykelleri ile tanınıyor. 2009 döneminde Klasik (Küratör: Ali Şimşek, Daire Sanat), 86/86 (Küratör: Beste Dürüst Gürsu, Taksim Cumhuriyet Galerisi), HYLT - My Name is Casper (Karşı Sanat & Bağımsız Sanatçı İnisyitifleri) ve TÜYAP Sanat Fuarı Alternatif Platform'da bu çalışmaların örneklerine tanık oldu sanatseverler. Sanatçı bu üretimlerinde, temsili bir yaklaşım gerçekleştirirken, ekspresyonist bir tarza bağlı olarak, geçmişten bu yana imgelere yüklenen ya da imgelerde yüklü "simgesellikleri" ters çevirmekteydi. Sanatçıdaki bu üretim nosyonu, onun direkt değil ama dolaylı yoldan öznel ve toplumsal sorgulamalarını yansıtmaktadır. Çünkü, imgelerin boyutsal olarak ters-çevirimi, imgede yüklü anlamları alaşağı ederken, bir çok post-modern okumaya da yol açabiliyor. Bu biçimde heykellerdeki minimal yapı, maksimum ironi içeriyor. Bu yargıyı destekleyen parametrelerden birisi de şu aslında; İbrahim Koç, öznelliğini belirli bir dereceden sonra devre dışı bırakmakta ve sanat izleyicisine (ve okuyucusuna) sahneyi bırakmaktadır. Amacı ise açıktır: "Dahi" sanatçıyı değil, dahi okuyucuları ortaya çıkarmak.

 

"Evrensel" sözcüğü, çağımız için sorunlu bir kelime de olsa, bir noktaya kadar sanatçının çalışmalarındaki bazı unsurları destekliyor. Hayvan boyutlarının ters-yüz edilmesi Sanatçının öznel yaşantısı kadar, bu üretimleri izleyenlerin duygu ve düşüncelerine de hitap ediyor. Eğer bir kez Koç'un heykellerini izleme süreci uzatılırsa, o zaman alımlama süreci çok daha verimli olacak ve bahsedilen unsurlar görülebilecektir. Sanatçının heykelleri böylece yeni okumalara olanak veren birer çalışma olarak tespit edilebiliyor ve bu yönü ile bitmiş bir iş üretiminden çok daha anlamı içerisinde barındırıyor. İktidar sorgusu, iktidar - toplum ilişkisi, otorite, devlet, güç gibi birçok alanın sorgulandığı görülebilir ve  bunlar tespit edilirken, eğer bir de sadece "tek bir esere" değil de, sanatçının genel üretim tarihine bakılırsa, bu anlamsallık daha da derinleşecek ve katmanlaşacaktır. Zira tek bir esere odaklanıldığında, geniş bir tarihsel ve sanatsal perspektif yakalanması olası değildir.

 

Bu şekilde, İbrahim Koç'taki temel malzeme duyarlılığına ve temasal bütünlüğe kısaca değindik; ama bu yeterli mi? Kuşkusuz hayır. Sanatçının diğer bir niteliği de, bu sergide olduğu gibi, sergilemelerinde çok çeşitli ortamları (media) kullanmaya başlaması. Bunun en yakın örneği, bu yılın Ocak ayında Casa Della Arte'deki "@PLAY" sergisinde görüldü; bu sergide sanatçı, 19 orta büyüklükteki sinek heykelini galeri duvarının köşesine denk gelecek biçimde enstalasyon olarak sergiledi. Bu çalışma, Koç'un modernist anlamda kabul edilen bir üretim biçimini - en temel anlamı ile "heykel" - post-modern bir üretim biçimi tarzı olan "enstalasyon" ile birleştirmesi olarak görülmüştü. Bu nokta önemliydi, çünkü sanatçıdaki sentez gücünü gösterirken, bu sentez ve farklı mecraların kullanımı, ortaya çok-ortamlı (multimedial) projelerin geleceğini de göstermişti.

 

Bu sergide de sivrisineklerden oluşan enstalasyonunun renkli bir versiyonu yer almakta, üretilen bir işin farklı bağlamlarda deneme ve sergileme deneyimi olarak. Öncelikle, heykel ve rengin, hala bir araya getirilmeleri çok zor olan iki kavram olarak sanat tarihindeki yerini koruduğunu söylemek olası. Halbuki renk, heykel üretimlerinde özellikle 15.yüzyıl sonrasında estetik kaygılar ile kullanılan bir üretim biçimi ve Ekspresyponizm'den, Kübizm'e, Sürrelizm'den, Yeni Gerçekçilik'e, Pop Art ve Minimalizm'e kadar yayılan uygulama tarihine sahip. İbrahim Koç da renk kullanımı ile bu sefer metalin "ağır, vakur" duruşunu biraz daha pop art'a yaklaştırıyor ve böylece rengin ekspresif niteliğini de kullanabiliyor.

 

Dört metrelik "Yusufçuk" heykeli, kendi tikelliği kadar, sineklerden oluşan enstalasyona da referanslı bir çalışma. Bir böcek türü olarak yusufçuk (dragonfly) birçok insanı, helikoptere benzer devamlı hareketliliği, göz alıcı renkleri ile kendisine çekmekte ve diğer birçok böcek türü gibi altı ayaklı olmasına rağmen, yürüme yeteneğinin olmaması nedeniyle de sürekli hareket halinde ya da bir yüzeye asılı olarak görülmekte. İbrahim Koç, bu böceğin, dört metrelik boyutlarda üretilmesi ile kuşkusuz helikoptere olan benzerliğine vurgu yapıyor. Sineklerle olan ilgisini ise, sivrisinekler gibi zararlı canlıları yemesi ile yusufçuğun doğadaki popülasyonu dengede tutmasında aramalı. Böylece belki de aslında her iki heykelin aynı konseptte buluşmasını, o alışık olunan doğadaki güçlü - güçsüz mücadelesine paralel olarak, doğadaki bir mücadele sahnesi olarak deneyimlemek mümkün.

 

İktidar ve sistemin değişkenliğine vurgu yapan çalışması "Bukalemun", zemini mor renge boyayacak biçimde hareketli bir enstalasyon. Asaleti yansıtması ile bilinen mor renk, bukalemunun bu zemine gelmesi ile sarıya dönüşüyor. Bir müdahale unsuru ile hem sarı ve mor karşıtlığında hem de boyutsal tersyüz edilmede karşımıza çıkıyor. İktidara dair ironik bir sorgulamanın, çeşitli doğasal durumlara göre renk değiştirebilen bukalemun ile anlatılması ise, Koç heykelinden çıkarılacak çoklu anlamlardan birisi olarak dikkat çekiyor.
Mekana müdahale edecek biçimde yerleştirilen, üç metrelik "sivrisinek" heykeli ve iki metrelik boyutu ile hareket halindeki "Karınca" heykeli, nihai sergi yerleştirmesini birleştiren unsurlar. Bu çalışmalar doğadaki hayvanlar ve onlara yüklenen imgesellikleri tersyüz etmekteler. Diğer yandan mobilize sergileme unsurları da, kinetik heykel gibi üretim biçimlerine referans vererek, sanat tarihsel mirası da görünür kılıyor.

 

Bu üretimlerin hepsinin Koç tarafından yine çok-ortamlı bir tarzda ele alınması, işlerin hepsi ile alakalı stensil uygulamalarında görülmektedir. Sanatçı iktidar eleştirisini, 1980'lerden bu yana genellikle sokak sanatının ayrı bir dalı olarak ele alınan stensilleri ile daha da geliştiriyor. Stensiller, sıkça kullanılan üretim tarzlarından birisi olarak sanat düzlemine taşınmıştı; bienaller ve sergilerde bu uygulamalar ile karşılaşılmıştı. Bu sergide Koç'un iletilerini destekleyen bir yan kullanım olarak yer alıyorlar.

 

Güç, iktidar, manipülasyon, simgeler, doğa, seleksiyon ve oyun. Bu kavramların sorgulandığı bir alanda çalışıyor İbahim Koç. Geçmişin imgeleri, sanatçının üretimleri ile yeni bir mecraya açılıyor. Temel amacı iletisini aktarabilmek ve sanat izleyicisini aktif bir alımlayıcıya dönüştürerek, farkındalığını arttırabilmek. İşte o zaman Koç'un arzuladığı Aristotelesyen bir arınma (katharsis) oluşabilecek ve özelde şahit olan alımlayıcı ve genelde halk(lar) özgürlüğe adım atabilecekler.

 

Fırat Arapoğlu