Online members    
Online members :
Online guests :
» Turkish Visual Art Encyclopedia » Contamporary Turkish Artists » Artist Detail  
Google In pages
FAMOUS TURKISH ARTISTS
TODAY'S TURKISH ARTISTS
FAMOUS FOREIGN ARTISTS
ARTIST DETAIL
Arif Ziya TUNÇ
 
«« Back
 

ARİF ZİYA TUNÇ
(1953, Elazığ)

1970 - Gökçeada İlköğretmen Okulu
1971 - İzmir - Namık Kemal Lisesi
1974 - Gazi Eğitim Enstitüsü (Lisans)
1985 - İzmir Türk-Amerikan Kültür Derneği
1987 - D.E.Ü Buca Eğitim Fakültesi Lisans tamamlama
1994 - D.E.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü Grafik Bölümü Yüksek Lisans "Özgün Baskıresimde Kişisel Yaratıcılık ve Biçimlendirmeler" konulu tezi ile
1997 - D.E.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü Grafik Bölümü Doktora (Sanatta Yeterlik) "Düşünsel ve Toplumsal Değişim Sürecinde Türk Baskıresim Sanatı" konulu tez.

Sanatçı, 2000 yılında Yrd.Doçent, 2006 yılında Doçent oldu. Birçok kurs ve seminerlere katıldı. Ulusal hakemli dergilerde makaleleri yayınlandı.

Halen D.E.Ü, B.E.F Resim İş Eğitimi Ana Bilim Dalı’nda öğretim görevlisi olarak çalışmalarına devam etmektedir.

ÖDÜLLER

1981 İzmir Mimarlar Odası Karikatür Yarışması 3.lük Ödülü
1996 57. Devlet Özgünbaskı Yarışması Başarı Ödülü
2004 65. Devlet Özgünbaskı Yarışması Başarı Ödülü

KİŞİSEL SERGİLER

1988 Baskıresim Sergisi Esbank Sanat Galerisi - İzmir
1992 Baskıresim Sergisi İş Sanat Galerisi - İzmir
1993 Baskıresim Sergisi İzmir Alman Kültür Merkezi
1994 Baskıresim Sergisi Devlet Güzel Sanatlar Galerisi - Ankara
1994 Baskıresim Sergisi Turgut Pura Sanat Galerisi - İzmir
1999 Monoprint Sergisi Müfide İlhan Sanat Galerisi - Mersin
2003 Baskı Resim Sergisi İşBankası Sanat Galerisi-İzmir
2004 Baskı Resim Sergisi-Devlet Resim Heykel Sanat Galerisi-Aydın
2005 Fotoğraf Sergisi-DoğanArt Sanat Galerisi-İzmir

KARMA SERGİLER

1974 35. Devlet Resim Heykel Sergisi
1987 İzmir Alman Kültür Merkezi Karma Baskıresim Sergisi Kasım 1987
1989 50. Devlet Resim Heykel Sergisi
1990 51. Devlet Resim Heykel Sergisi
1991 25. DYO Yarışmalı Resim Sergisi
1991 52. Devlet Resim Heykel Sergisi
1992 53. Devlet Resim Heykel Sergisi
1992 İzmirli Sanatçılar Sergisi Termal Sanat Galerisi
1993 54. Devlet Resim Heykel Sergisi
1993 İzmir'li Sanatçılar Sergisi Çamkıran Sanat Galerisi
1994 55. Devlet Resim Heykel Sergisi
1994 İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Resim Öğretmenleri Sergisi Turgut pura Sanat Galerisi
1995 56. Devlet Resim Heykel Sergisi
1995 İzmir Alman Kültür Merkezi Karma Monoprint Sergisi
1996 57. Devlet Resim Heykel Sergisi
1996 Karma Baskıresim Sergisi İzmir Konak Sanat Galerisi
1997 Cumhuriyet Sergisi Konak Belediyesi Sanat Galerisi - İzmir
1999 İzmir'li Sanatçılar Sergisi İzmir Fransız Kültür Merkezi Sanat Galerisi
2000 Cumhuriyet'in İzmir'li sanatçılarından Ata'ya Saygı Resim Sergisi Konak Belediuesi Sanat Galerisi
2000 D.E.Ü Buca Eğitim Fakültesi Öğretim Elemanları Sergisi Anadolu Üniversitesi Sergi Salonu - Eskişehir
2001 Karma Resim Sergisi Gökçeada Belediyesi Sergi Salonu - Çanakkale
2001 Buca Eğitim Fakültesi Öğretim Elemanları Sergisi B.E.F Sergi Salonu - İzmir
2001 Buca Eğitim Fakültesi Öğretim Elemanları Sergisi Sabancı Kültür Merkezi – İzmir
2001 Atatürk'çü Düşünce Derneği Resim Sergisi Konak Belediyesi Sergi Salonu - İzmir
2002 Karma Resim Sergisi Art Galeri - İzmir
2002 Buca Eğitim Fakültesi Öğretim Elemanları Sergisi B.E.F Sergi Salonu - İzmir
2004 Devlet Şefik Bursalı Yarışmalı Sergisi -Ankara
2004 Yarışmalı 31.DYO Sergisi
2004 65. Devlet Resim Heykel Sergisi


Sanatçının anılarından bir kesit;

KÖSELER KÖYÜ

Çocuk denilebilecek yaşta, meslek yaşamıma bu köyde başladım. Bir sene çalıştığım bu köyde ne güzel anılarım oldu... Hani derler ya, "çarıklı erkan-ı harp".. İşte köyümde onlardan pek çok vardı. Beni (aydın!, okumuş!,vs.) nasıl da kandırırlardı... Hatırladıkça hala çok gülerim, düştüğüm tuzaklara... Örneğin; Üç metreden , çifteyle bir türlü vuramadığım, muhtarın ceketi öyküsü var ki..... Hele köyde göreve başladığımın tam ertesi hafta, ilçeye gitmek için sabah 5' te, köylüleri beklemeden yola çıkıp, kayboluşum ve saatler sonra, tam şoseye vardığımı zannedip sevinecekken, birden karşımda köyümü görüvermem ve saatlerce boşu boşuna yürümem... En gülünç yanı da, o saatte lojman kapısına gelen köylülere kaybolduğumu hissettirmemek için gösterdiğim çabaydı!.. Ama yaşım hala onyediydi...
Kaymakamın köye gelişi, okulun badana ve boyasını yapmak için gerekli malzemeleri ellerimle o dağ köyüne taşımak zorunda kalışım, 23 Nisan bayramını kutlayışımız, öğrencilerimle yamaçlardaki toplu müzik derslerimiz, köylülerle birlikte şoseye dek yol yapışımız ve ana yola köyümüzün adı yazılı olan tabelayı asarken duyduğumuz o sevinç ve heyecan nasıl anlatılabilir ki........

İMROZ (GÖKÇEADA) İLKÖĞRETMEN OKULU
.........

FOTOĞRAFÇILIĞA BAŞLIYORUM

1960. Türk siyaset tarihi için önemli bir yıl… Ülke çalkantılı bir dönem geçiriyor. O dönemde babam Manisa’ da yedek subay asker. Evde annemle babamın konuşmalarını anımsıyorum… İnsanın kendini içinde bulunduğu toplumdan dışlaması mümkün değil. Bunu o günlerden öğrenmeğe başlıyorum. Bunun yanında beni yaşama hazırlayan bir başka etken de babamın fotoğrafçılığı. Köy enstitüsü mezunu olan babamın öğrencilik yıllarındaki fotoğraf merakı, askerliği süresince de devam edince, ben de fotoğrafla ve karanlık odayla tanışma şansı buluyorum. Babam kışlada çektiği filmleri, evde kısıtlı olanaklarla hazırlamış olduğu karanlık odada yıkar, kalın kağıttan yapılma, kırmızı renkli film arkalıklarını da dışarıya oynamam için koyardı.Bu arkalıklar üzerindeki siyah renkli rakam dizileri ve anlamını bilemediğim bir takım semboller ilgimi çekerdi. Yedi yaşındaydım. Karanlık odada yıkanmış(!) bu kağıt arkalıkların neden kuru olduklarını anlayamaz, çok şaşırır ve babamın sihirbaz olduğunu düşünürdüm. O kağıtları elimde sarıp, sonra içinden tutup çekerek elde ettiğim sopalarla oynamak, siyah ince makaraları arabalara dönüştürmek çok hoşuma giderdi. Dolayısıyla fotoğrafla ilgilenmem de oyunla başlamış oldu. Fotoğrafçılığın kimyasıyla tanışmam da yine o yıllara rastlar. Makaraların ya da kağıt arkalıkların gümüş nitrat kokuları hala hatırımdadır. Karanlık odada tab edilen fotoğraf kağıdı üzerindeki görüntünün yavaş yavaş ortaya çıkışı, içi su dolu kaplarda bekletilişi ve kurumaları için camlara yapıştırılması ne heyecan verici bir olaydı! Hele ertesi gün kuruyan fotoğrafların çıtır çıtır sesler çıkararak kendilerini camdan aşağıya atmaları, onları küçük ellerimle toplayışım ve babama verişim. Henüz yedi yaşındayken, çok da farkında olmadan bir fotoğrafın gerçekleşme sürecine, başından sonuna dek tanık olmam, ben de fotoğraf sevgisinin oluşmasını sağladı.
Gördüğüm ilk makine. Babamın ellerinde hayranlıkla izlediğim o, İngiliz malı,1955 yapımı, 6X9’ luk körüklü fotoğraf makinesi. Deklanşör düzeneğinin kurulması ve basıldığında duyulan “klik !” sesi, kulağa ne kadar çekici gelirdi. Aradan 45 yıl geçmiş ve hala “ Bırakın çalışayım!” diyor. Tabii o günlerde sadece fotoğraf çekiyordu. Şimdiyse her elime aldığımda, gerçek bir zaman makinesine dönüşen büyülü bir kutu.
Babamın fotoğrafçılığı uzun yıllar devam etti. Ben de onun sayesinde; filmler, eczalar, baskılar… derken fotoğraf tutkunu birine dönüştüm. Ondan öğrendiğim pratik bilgileri, Gazi Eğitim Enstitüsü’ nde aldığım fotoğraf dersleri tamamladı.
Babamın bana kazandırdığı beceriler burada sanatsal kaygılarla birleşerek fotoğrafa daha farklı yaklaşmama neden oldu.
Fotoğrafla hiçbir zaman ayrılmadık. Beraberliğimiz hala devam ediyor. Hala bütçemin ve zamanımın büyük bir bölümünü fotoğraf makinelerine, aksesuarlara ve baskılara ayırıyorum. Bunun karşılığı ne mi kazanıyorum? Sadece, içimde duyumsadığım, tanımlanması olanaksız bir haz duygusu ve bu duyguyu; fotoğrafı karşılıksız sevenler çok iyi bilirler.

TÜRKIYE' DE BÜROKRASI - ZAMAN VE DEĞER KAVRAMI ÜZERİNE BİR ANI

Türkiye güzel ülke. Yasanacak en güzel topraklar. Iklimi, günesi, insanlari...Ama kaçimiz bunun farkindayiz. Insanca yasamak için sadece doganin sunduklari yeterli mi? Bizlere de görev düsmez mi?.. Hastaneler, vergi daireleri, tapu daireleri, trafik islemleri. Buralara isimiz düsmeye görsün. Bir onay ya da küçük bir belge için günlerce kapi kapi dolasiriz da yine bitiremeyiz islemlerimizi. Böyle olunca da canimizdan bezmez miyiz? Bizleri devlet kapilarinda, ellerimizde bir tomar kagitla kapi kapi dolastiranlar, bir türlü tamamlanmayan imzalar, onaylar, fotokopiler, seçtigimiz ya da seçtigimizi sandigimiz yöneticilerimiz, sistem ve onun araci bürokrasi ve ceplerimize giren eller degil mi? Çagdasligin göstergesi olan pek çok deger ve uygulamalar hala uzak bizlere. Sonuçta da zaman, emek, is, görev bir anlam tasimamaya basliyor. Oysa, örnegin "zaman". Günümüzde zamanin ne denli önemli bir deger oldugunu hepimiz kabul etmez miyiz? Inanilmaz ama, etmeyenler! var.

Yillar önce bir motosiklet almistim. Bilmeyebilirsiniz tabii. Motosikletlerin araç muayenelerinin (vize islemlerinin) her sene yapilmasi gerekiyor.(Otomobiller de ise iki yil) Normal degil mi? Çünkü iki tekerlekli ve kolay yipraniyor. Ama vize islemlerinin maliyeti otomobil fiyatlariyla (örnegin mersedes ile) ayni. Bu haksizlik degil mi? Motosiklet vize islemleri , devletin zarar etmeyecegi! en az seviyeye indirilemez mi? Böylece ülkedeki çogu motosikletin kayda girmesi ve vergiye baglanmasi saglanmis olmaz mi? Gidemedik ama isitip, TV. ekranlarında görüyoruz. Çogu Avrupa ülkesinde motosiklet kullanimi (Italya' da oldugu gibi) özellikle tesvik ediliyor. Ve gerçekten motosiklet kullaniminin o denli kazanimi var ki.. Ama bizde tam tersi uygulamalar yapiliyor. Insanlar canlarindan bezdiriliyor.

Geçenlerde vize için araç muayene istasyonuna gittim. Görevli kisi ruhsat belgesinin doldugunu ve degismesi gerektigini söyledi. Kolay degil mi? Küçücük bir kagit parçasi degisecek. Isim hemen orda bitecek... Olur mu? Cebinizden bir sürü para, is gününüzden onca zaman almadan, sizi dogdugunuza pisman etmeden birakirlar mi?

Vespa motosikletimin vize zamani gelmisti. Vizeye gitmeden önce de motorun genel bir bakimini yaptirmak, yikamak, gerekli yerleri yaglamak, ben de aliskanlik haline gelmisti. Yine öyle yaptim.. Motorumu bakima verdim. Yagi ve bujisi degisti. Yakit gösterge ibresi tamir oldu... Lastik havalari ayarlandi....Sira vergi dairesine ugrayip "Borcu Yoktur" kagidi almaya geldi. Ve ertesi gün.... Vergi dairesine gittim.

Birinci gün...Memurun karsisinda, güler yüzlü bir sekilde "Borcu Yoktur" kagidini vermesini bekliyorum. Ama öyle olmadi. "Beyefendi, Borcunuz var!" deyince önce inanamadim. Ama bayan çok ciddiydi ve saka yapacak bir ortam da yoktu haliyle. 7 senedir ilk kez oluyor.. Borçluyum!. Saskinlikla "Nasil?" diye soruyorum... Ve geçen seneden beri devletin artik motosikletlerden de yillik vergi almaya basladigini ögreniyorum. Gerçekten de çok silik de olsa böyle bir seyi daha önce duydugumu hatirliyorum. Iyi vatandasim ya; "Helal olsun!" deyip borcumu faiziyle birlikte vezneye yatiriyorum ve kagidimi aliyorum. Çok huzurluyum..

Araç muayene istasyonuna varinca ilk önce "Harç Makbuzu" nu aliyorum. Bu bölümü unutmamisim, aklimda. Muayeneyi yapan arkadasa rica ediyorum beni çok yormuyor. Bir "Harç Makbuzu fotokopisi" sözü duyar gibi oluyorum ama... Ruhsatimi uzatiyorum. Bakiyor. "Bu dolmus, Tasit Tescil Formu doldurmaniz gerekiyor. Surada lambalarin orda Takipçi var, o yapar" deyip bana yol gösteriyor. Çaresiz motorumu orda birakip, tarif edilen yerdeki takipçiye gidiyorum. Ücretini ödeyip belgeyle dönüyorum. Islemi sonlandirmak için imza ve tasdik bölümüne geçiyorum. Önümde uzun bir kuyruk var. Oysa saat daha yeni 09:00 olmus. Bölme camina yapisik bir kagittaki yaziyi son anda görüyorum. "Harç Makbuzu üzerine adinizi ve telefon numaranizi yaziniz". Sasiriyorum. Çünkü zaten makbuzun üzerinde ad, soyadi ve açik adres var. Komik buluyorum. Yine de ipe bagli tükenmez kalemi (iyi ki var) kullanarak istenileni yapiyorum.Artik yavas yavas bozulmaya basladigimi düsünürken, yine cama yapisik baska bir kagittaki yazi ilisiyor gözüme..."Lütfen sinirlenmeyiniz. Sakin olunuz". Tam isabet!.. Tasit Tescil Formu üzerinde islemim tamamlaniyor. Ancak bir uyari; "Bunu derhal trafik bürosuna verip, yeni ruhsati alin!"... Tamam kolay...

Ikinci gün...Trafik bürosundayim. Bankonun gerisindeki memura evraklarimi uzatiyorum.Ama ögleden sonra oldugu için alamayacagini ertesi sabah gelmem gerektigini söylüyor.Ancak evraklar kalabalik görünmedigi için olsa gerek, incelemeye bile gerek görmeden eksiklerim oldugunu hemen anlayiveriyor. Araç muayenesinden geldigimi söylüyorum. Bu açiklamam üzerine parmagiyla yan odayi gösterip oradan bos ruhsati alip, disarıda bir takipçiye doldurmam gerektigini ekliyor. O bos ruhsati 27 YTL ödeyerek aliyorum. Isin uzamasi sinirlerimi bozmaya basliyor. Hele küçücük bir kagit için o kadar para vermek bayagi canimi sikiyor. Motoruma atliyorum ve bizim Ali' ye gidiyorum. Ali arkadasim. Trafik-Is takipçisi... o beni anliyor.. Iyi ki varsin Ali'cim. Ve iyi ki ben ada çayimi yudumlarken sen sessizce evraklarimi tamamliyorsun. Gün bitiyor. Ister istemez isim ertesi güne kaliyor..

Üçüncü gün.. Erkenden trafik bürosuna gidiyorum. Bir gün önceki memura evraklarimi uzatiyorum. Ama hala bürokrasiyi ögrenememisim... Beni bilgisayara! yönlendiriyor...Yandaki siraya geçip dosyami memura uzatiyorum...Bekliyorum... Bekliyorum... Benden sonra gelen bayan bir sekilde dosyasini benden önce aliyor. Merakla masaya dogru uzaniyorum. Memur buna çok bozuluyor. Tabii uyari gecikmiyor. "Beyler kalabalik oldu. Disarıda bekleyin!..." Oysa az önce bayanin dosyasini, öne alip, hazirlarken neşeli görünüyordu. Dışarı çıkıyorum. Sabirla bekliyorum... Sira bana geliyor. Bilgisayarda işlemler tamamlanıyor. Memurun ne yaptığını, nelere baktığını anlıyamıyorum ama dosyami kaptigim gibi ilk memura kosuyorum. Nihayet dosyam incelemeye deger görülüyor... Ama o da ne? Eksigim var.... Nüfus cüzdanimin fotokopisi gerekiyormus. Gerçeği yanimda değil ki fotokopisi olsun. Memura hiç bir sey söyleyemiyorum. (Artik iyi anlasiyoruz!...) Hemen eve gidiyorum, nüfus cüzdanimi alip, sokagimizdaki fotokopicide çogalttiriyorum...

Yine memurun karsisindayim. Büyük bir dikkatle dosyami inceliyor (daha dogrusu eksik bulmaya çalisiyor). Kendimden eminim.. "Artik hiç bir eksik bulamaz!" diyorum. Ama o, sanki beni isitmiscesine, dosyami daha bir dikkatle inceliyor. Ve birden gözleri isildiyor. Eyvah yine mi eksik belge var!.. Ve evet; keskin gözleri ve dikkati sonuç veriyor. Eksik belge var!.. Çok sevinçli (ya da artık bana öyle geliyor!) Söylerken ne denli mutlu oldugunu görmeliydiniz. Sigorta poliçesinin bir fotokopisini koymamisim... Tamam onu da koyariz... Artik sinirlerim tepemde..Memurla aramda psikolojik bir savas var.. Kendimi atölyemde içecegim kahvenin kokusunu düsleyerek avutmaya çalisiyorum. O eksik belgeyi de kaymakamligin çikisindaki büfede çogaltip geliyorum. Dosyamin incelenme asamasi kalinan yerden devam ediyor. Tam: "Bir eksik daha bulsun!" diye yüksek sesle konusmaya baslamisken; "Tamam , aksama gelip ruhsatinizi alin!" diyor. Kulaklarima inanamiyorum. Küçücük bir kagit parçasini degistirmek üç günümü almistı.

Aksam ruhsatima kavusacak olmanin verdigi sevinçle okuluma dönüyorum...

20 Nisan 2005 - İzmir

Arif Ziya TUNÇ


GÜMÜS KANATLAR

Mahpushane kuşuyum ben
Umut taşırım,
Sevda taşırım,
Hasret taşırım
Gümüş kanatlarımla…

Bu Hayri’dir,
Bu İsmail..
Bu Hıdır…

Bu…
Bu yeni düştü mahpus damına
Ve ilk kez dün gece kazıdı,
Kirli beyaz duvara ilk çentiğini…
Ama nereden bilecekti ki
Ertesi sabah şişlenerek öleceğini…

Mahpushane kuşuyum ben
Gümüş kanatlarımla
Özgürlük taşırım….


17 Mayıs 2006

Arif Ziya TUNÇ