Çevrimiçi üyeler    
Çevrimiçi üyeler : 0
Çevrimiçi ziyaretçiler : 23
» Görsel Sanatçılar Ansiklopedisi » Usta Türk Sanatçıları » Sanatçı Detayı  
Google Sitede
ÜNLÜ TÜRK SANATÇILARI
GÜNÜMÜZ TÜRK SANATÇILARI
ÜNLÜ YABANCI SANATÇILAR
SANATÇI
Rahmi PEHLİVANLI
 
«« Geri dön
 


RAHMİ PEHLİVANLI
(Keskin-Ankara, 1926-Ankara, 1992)

 

Annesi Gülşen Hanım ve babası da Hacı Ömer Efendi'dir. İlkokulu Keskin'de bitirdikten sonra Kırıkkale Askeri Ortaokulu'na devam eden Pehlivanlı bu yıllarda resimle ilgilenmeye başladı. Bu dönem hem Ankara hem de Kırıkkale'de ticaret yaparak geçimini sağlayan ailesinin yanında yaşadı. Ankara Süvari Alayı'nda yaptığı askerliğinin ardından Ankara'ya yerleşti ve bir yandan Bahçelievler Ortaokulu'nda öğretmenlik yaparken bir yandan da dönemin ünlü yöneticilerinin portlerini yaptı.

 

Yine bu dönemde yaptığı Aziziye kahramanı Nene Hatun portresi Milli Savunma Bakanlığı'nın davetiyle Harbiye Askeri Müzesi'ne alındı. Kısa bir süre Ankara Emniyet Müdürlüğü'nde de hizmet eden Pehlivanlı dönemin Cumhurbaşkanı Celâl Bayar tarafından görevlendirilerek Selanik'e Atatürk'ün doğduğu evin resmini yapması için gönderildi.

 

Yurtdışına ikinci çıkışı ise elindeki rahatsızlığı tedavi ettirmek ve resim hayatını profesyonelce sürdürmek amacıyla İngiltere'ye oldu. Buraya kısa zamanda uyum sağlayıp bir çok Avrupa ülkesinde, müze ve stüdyolarda resim etüdleri yaptı. Zaman zaman Kıbrıs, Lübnan, Irak, ve Libya gibi Ortadoğu ülkelerine de giderek sergiler açtı ve portreler yaptı.

 

1961 ve 1969 yılları arasında Avrupa'nın ilgi odağı olan Afrika'dan aldığı davetleri değerlendirerek bir çok lider ve ünlü kişinin portrelerini yapma fırsatı yakaladı. 1967 yılında en ünlü tablolarından biri olan Zina, Vatikan tarafından çok beğenildi ve dönemin Papası IV. Paul tarafından madalya ile ödüllendirildi. Bu tablo Vatikan tarafından Roma'daki Dal Vaticano Floransa Müzesi'ne alındı. Bu dönemde İtalya'da yakaladığı şöhreti değerlendirdi ve Castel Franco'da bir stüdyo kurarak çalışmalarına devam etti.

 

Cote D'Azure'da düzenlenen uluslararası sanat sergisinde bir diğer ünlü tablosu Kel Mıstık ile portre dalında birincilik ödülünü kazandı. 1972 yılında, tam 17 yıl aradan sonra, Türkiye'ye döndü. Kurtuluş Savaşı gemilerinden Yavuz Zırhlısı'nın satılıp traş bıçağı yapılacağını duyunca vakit kaybetmeden bir resmini yaptı, bu resim halen İstanbul Deniz Müzesi'nde sergilenmektedir.

 

1978 yılında, uluslararası sanat dünyasındaki başarıları ve kendi ekolünü yaratmış olması nedeniyle Pan Haber Ajansı kendisini yılın adamı seçti. Yine aynı yıl Atatürk'ü ülkeyi ziyarete gelen devlet adamlarıyla resmeden bir dizi hazırladı. Bu dizi 11 Aralık'ta Anıtkabir'de sergilenmeye başladı. 1981 yılında İtalya'daki Accademia Universale Roma tarafından Academico Benemerito diploması ve fahri hocalık ünvanı verildi, adına sürekli bir kürsü ayrıldı. Bir yıl sonra sanattaki otuzuncu yılını kutladığı 30. Sanat Yılı sergisi İstanbul, Ankara ve İzmir'de dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren ve Başbakanı Bülent Uluslu tarafından açıldı.

 

Serginin hemen ardından Renk Renk Türkiyem koleksiyonu için uzun bir Türkiye seyahatine çıktı. 1984 yılında Nurhan isimli bir hanımla evlendi. 1988'de SSCB Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Akademisi Başkanlığı tarafından üniversitelerde konferanslar vermek ve araştırmalar yapmak üzere davet edildi. Aynı yıl Ephesus tablosu ile Papa II. Jean Paul tarafından gümüş madalya ile ödüllendirildi.

 

1989 yılında başladığı Gazi Üniversitesi Resim Bölümü öğretim üyeliğine 24 Ağustos 1992'de vefat edene kadar devam etti. Öldüğünde Renk Renk Türkiyem koleksiyonunu ancak tamamlayabilmişti. Tamamlayabildiği Atatürk ve Renk Renk Türkiyem projelerinin yanında yapmak istediği bir de Kurtuluş Savaşı projesi vardı. 66 yıllık hayatında 5'i Türkiye'de olmak üzere 60'dan fazla kişisel sergi açtı. Bu sergilerin büyük bölümünün açılışı devlet başkanları ve ileri gelen devlet adamları tarafından yapıldı. Pehlivanlı'ya bir çok ödül, takdirname ve nişan kazandıran eserleri Avrupa, Afrika, Ortadoğu ve Türkiye'de toplam 17 müzede ve önemli koleksiyonda yer almakta.

 

RAHMİ PEHLİVANLI'YI EŞİ NURHAN HANIM ANLATIYOR;

 

Rahmi Pehlivanli'yı eşi anlatıyor:

Yaklaşık 20 yıl kadar önce Rahmi Pehlivanli'nın sanatının bir hayranı olarak başladıgımız bag ve beraber çalışma evliligimiz süresince ve ölümünden sonra da anılarına ve eserlerine hasletligim yıllara geri dönüp baktıgımda bana kısa bir süreç gibi geliyor.

Gerçek olan şu ki,bu yirmi yılın içine sayısız yerler, insanlar,olaylar ve eserlerin,projelerin sıgdıgını anımsadıgımda Rahmi Pehlivanlı ile birkaç ömür yasadıgımı düsünüyorum.Rahmi Pehlivanli'yı anlatmak bugün bile benim için çok zor.

Yıllardır Rahmi Pehlivanlı doğru veya yanlış anlatılmaktadır.Ciltler dolusu yazılar, eleştiriler, hayatını anlatan dizi yazılar, yaptıklarını anlatan övgüler; bazen kıskançlıktan, bazen de benzersizligi ve erişilmezliginden kaynaklanan yergilerde okudum.

Ben Rahmi ‘den sanatı, resmi, hayatı, insanlığı, dogayı, sevgiyi, dünyayı ögrendim.

İşte bu nedenle benim bildigim Rahmi'yi anlatmak çok zor."Kralların Ressamı", "Ünlülerin Ressamı", portre sanatçısı Rahmi Pehlivanlı, dünyaca tanınan ünvanlarıyla resim sanatına boyutlarını aşmış, popüler olmuş bir insan.Sık sık "Bir yere gelebilmek değil orada kalabilmek zordur" derdi. İşte bana göre, çok çalışarak elde ettigi bu basarısı ile sonradan olma degil, gerçekten doguştan büyük bir sanatçıydı o.

Rahmi ile davetli olarak gittigimiz Sovyetler Birligi'nde Leningrad (St. Petersburg ) Güzel Sanatlar Akademisi Başkanı ve müze yöneticileri ile görüşmüstük.Rahmi'nin bütün dünyada derlenmiş albümünü hayranlıkla izlemislerdi.Orada Rahmi'nin sergisini açmak istiyorlardı.Müze yöneticisi sempatik yaşlı hanım Ekatherina Grishina, benim de resim sanatı ile ilgili bir okuldan mezun olduğumu ögrenince, beni "Her hanım diploma alabiliyor ama her hanım böyle büyük bir sanatçının eşi olamıyor; gurur duymalısın" diyerek kutlamıştı.

Rahmi Orta Anadolu'nun küçük bir kasabasında Keskin'de doğmus.Herhangi bir klasik egitim görmemis.Akademik çatılar altında yetişmemiş.Resim yapmak duygusu onda içgüdüsel olarak ortaya çıkmıs.Bana hep anlattığı çocukluk döneminden, katı geleneklere bağlı ailenin baskısını ,bu karşı rahmi'nin de kendini bulma çabalarını, yogun bir enerji birikiminin çevreden yaramaz haşarı çocuk olarak algılanmasına yol açtığını anlıyordum .

Çocuklugunda, yanlı kitaplardan resmini görerek dut ağacından çakıyla oyarak yaptığı kaba saba bir paletle , çiçeklerden elde ettigi dogal boyalarla gizlice resim yaparmış, Çünkü aile "günah" diye yasaklamış. Ortaokuldan sonra yine ailesinin zoruyla tüccarlık yaptığı yıllarda da sürdürmüş resim tutkusunu. Ve Keskin' de her şeyi terk edip elinde çantası Ankara'ya gelmiş.

Portre ressamlığına ,1952 yılında Erzurum'da Aziziye kahramanı Nene Hatun'un resmini yaparak başlamış. Daha sonra Cumhur baskanı Celal Bayar tarafından Selanik'te, Atatürk'ün doğduğu evin tefrisi çalışmalarında görevlendirilmiş ve evin resmini çalışmış. Cumhurbaskanlığı koleksiyonunda bulanan bu resim şimdi Atatürk Orman Çiftliginde benzeri yapılan Selanik evi müzesinde sergilenmektedir. Ayrıca Rahmi Pehlivanlı Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunan IV. Murat tablosu ile bu müzedeki ilk çağdas Türk sanatçısı olmuştur.

Yaklaşık otuz yıl dolastığı dünya'da ülkesine hiç dönmeden 17 yıl kalacagı Avrupa'ya ilk çıkısı Ingiltere'ye olmuş resme basladığı çocukluk yıllarında yaptığı ağır bir paletten parmagı kist toplamış ameliyat olmak üzere gitmiş "Amacım daha sonra yabancı dil ögrenmek, resim yapmak, bu alanda tanınmak ve dünyayı tanımaktı" diyordu.

Ama elbette bu sanıldığı kadar kolay olmamış. Özellikle Avrupa gibi bir yerde bir sanatçı olarak isim yapabilmek ve bir Türk ressamı olarak tanınmak.

Londra Royal Academy ‘de bir karma sergide "Cinci Hoca" adlı klasik portresinin sergilenerek satılan ilk tablo olması ona ümit vermiş.

Cumhurbaskanı Celal Bayar'in portresini yaparak basladığı devlet başkanları portreleri ona düsündüğü yolda bir baslangıç olmuş.Ve uzun yıllar Avrupa'dan Afrika'ya Ortadogu'dan Amerika'ya uzanan çalışmaları ile 25' ten fazla Kral, Kraliçe, Devlet Başkanı tarafından davet edilerek portrelerini çalışmış. Şu anda Türkiye dahil dünyanın sayılı 17 uluslararası devlet müzelerinde tabloları bulunuyor.

Rahmi Pehlivanli, 1969 yılında Cote D'Azure ‘da düzenlenen uluslar arası sanat sergisinde portre dalında Dünya Birincilik Ödülünü almış; Kuzey Afrika'da çalıştığı "Kel Mıstık" adlı bu tablosuyla Avrupa sanat çevrelerinin dikkatlerini üzerinde toplayan bir odak merkezi olmuş. Vatikan tarafından alınan "Zina" adlı tablosu için Papa IV. Paul tarafından gümüş madalya ile ödüllendirilmiş.Bu tablo halen Floransa Müzesi Koleksiyonundadır.1981 yılında İtalya'da "Accodemico Benemerito" diplomasi ve fahri üyelik ünvanı verilmiş ,adına bir de kürsü ayrılmış.

Sohbetlerimizde bana, sanat birikiminin,hayat tecrübelerinin, çalışan her sanatçıya ışık tutması, yol göstermesini istedigini söylerdi. Onun başarı kuralında şu vardı; "Yalnız yetenekli olmak yetmez , parayla propagandayı, akılla zekayı, sanatla zenaati birleştireceksin ve bütün bunlara ilave çok çalışmak gerekli" diyordu.

Ülkesini çok seven Atatürk'e hayran, onun devrinde Atatürk fikriyle yetişmekten gurur duyan bir insandı. Ama "Atatürk'ün kendisinden modellik alarak resmini yapmayıçok isterdim. Anamın kabahati beni geç doğurmuş" derdi. İşte bu dinmeyen vatan sevgisi ile yıllar sonra geldiği memleketinde kafasında üç büyük projesi vardı. Bu amacını gerçeklestirebilmek için yaptığı ilk önemli çalışması; 16 tabloluk bir diziyi oluşturan ve 11 Aralık 1978'den beri Anitkabir'de Atatürk Özel Kitaplığı ve Sanat Galerisi'nde sürekli sergilenmekte olan Atatürk'ü kendi devrinde ziyaret eden yabancı devlet adamlarıyla gösteren "Atatürk Koleksiyonu"'dur. Bu tabloları Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 50. Yıl Dönümü nedeniyle yapmıştı.

İkinci projesini ş öyle anlatmıştı: "Kurtuluş Şavaşı'nı çok geniş boyutlu tuvallerle, yapılan savaşları kronolojik sıralama içinde dönem dönem resimleyerek bu resimleri günümüz teknolojisiyle birleştirerek çalışmak. Bir Atatürk maketiyle onun ağzından bir anlatımla tarihi canlandırmak. Ve bu devletin katkılarıyla bir müzede yeni kuşaklara sergilemek istiyorum. " Eskileri maketleriyle hazırlanmasına rağmen parasal kaynak yetersizliginden bunu Türkiye koleksiyonundan sonraya bırakmıştır.

Bütün sanat hayatı boyunca düşü olan projelerinin üçüncüsünü birlikte gerçekleştiriyorduk. Hazırlık çalışmalarına 1982 yılında başlayıp bütün Türkiye'den il ve ilçeleri birlikte adım adım dolaşıp resimler çalıştık. "Renk Renk Türkiyem" koleksiyonu adıyla 1984 yılında bu çalışmalar için yollara düştük. Şöyle diyordu; "Amacım, Atatürk Türkiye'sini gelecek kuşaklara aktarabilmek; Türkiye kentlerinin,yörelerinin, insanlarının gelenek görenek ve özelliklerini tuvale aktarmak, renklendirmek, yansıtabilmektir. Böylelikle o yörenin insanına yöresini, o yöreyi Türkiye'ye, Türkiye'yi bütün dünyaya tanıtabilmektir.

Bir vakıf kurduk Rahmi'nin sağlında, onunla birlikte. "Rahmi Pehlivanli Kültür ve Sanat Vakfı"."Renk Renk Türkiyem" Koleksiyonu ile ortaya çıktı bu fikir. Vakfın amacını; Türkiye Koleksiyonunu ve Rahmi Pehlivanli'nın eserlerini korumak, yurtiçi ve yurt dışında sergilemek, tanıtımını sağlamak ve bir müze kurmak ,sanat görüşünü, ekolünü yaşatmak, plastik sanatlar alanında olanakları olmayan yetenekli gençlere sanat eğitimi sağlamak; Türk plastik sanatlarının tanınmasını sağlamak için yayınlar yapmak ve egitim konferansları düzenlemek olarak belirledik.

1992 yılında tamamlayıp sergilemeyi düşündüğümüz bu büyük proje, planladıgimız gibi sona ermedi.

Ama çok iyi bir altyapı ile hazırlanıp, çok planlı bir organizasyonla ve aslında büyük bir ekip çalışması gerektiren, yalnız ikimizin emeği ve özverisi ile ortaya çıkan bu çapta böyle bir proje hangi aşamada olsa basarıya ulaşmıştır. Bazı eksik illere rağmen Rahmi'nin bu büyük düşü ve ortaya çıkan eserler, su anda vakıf merkezinde korunmakta,tanıtım ve müze çalışmaları sürdürülmektedir.

Rahmi'nin portrelerinde işlediği kendine özgü anlatımıyla " Yalnız benzetmek yetmez karakterini verebilmelisin kişiye, tablodan çıkıp gelebilmeli sana" hatırlıyorum. Sasılacak bir dinginlikle durmadan çalışıyordu. Çocuksu bir saflık, içten gelen bir duygusallik,dogal bir yaratıcılığa dönüşüyordu yaptıgı resimlerde. "Ben çalışmazsam ölürüm" diyordu.Hatta şaka yollu, "Yukarıdaki ile pazarlığım var, ben bu koleksiyonu tamamlamadan canımı almayacak" diye espriler yapıyordu. Yine sık sık tekrarladığı bir Fransız atasözü geçiyor aklımdan, "İnsanlar konuşulduğu müddetçe yaşar". O'nun hareketli yaşamının bir bölümünün paylaştığım uzun sanat yolculuğunun aslında bitmedigini anlıyorum eserlerinde. Rahmi'nin sanatçı kişiliği yanında, tükenmeyen enerjisi ile yaratıcılığının heyecanını, açık yürekliliğini, cesaretini ve inançlarının sağlamlıgını; Atatürk'e olan hayranlığını, ülkesine olan sevgisini, insanlara ve dogaya olan aşkını da tanımak gerekli. Rahmi bulundugu her yerde dostluklar yarattı. Onu tanıyan her insanda izler bıraktı. Gönüllerde yaşadı. Hep böyle yaşayacak.Sanatıyla ölümsüzleşti.

O artık sonsuz.

Nurhan Pehlivanli 2001